1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

İran-İsrail krizinde Türkiye'yi bekleyen riskler neler?

15 Nisan 2024

İran ile yaklaşık 535 kilometrelik bir sınırı olan Ankara, Ortadoğu'daki çatışmaların bölgeye yayılmasını istemiyor. Peki İran-İsrail krizinin tırmanması Türkiye açısından hangi riskleri barındırıyor?

https://p.dw.com/p/4en2N
1 Nisan'da İran'ın Şam'daki temsilciliğine saldırı düzenlenmişti
1 Nisan'da İran'ın Şam'daki temsilciliğine saldırı düzenlenmiştiFotoğraf: Firas Makdesi/REUTERS

İran'ın İsrail'e düzenlediği misilleme saldırısı bölgede zaten yüksek olan tansiyonu daha da tırmandırdı. Şimdilik sınırlı tutulan bu saldırının ardından yaşanabilecek gelişmeler için itidalli bir tavır sergileyen Ankara ise Gazze'deki çatışmaların başladığı zamandan bu yana uyguladığı gerginliğin bölgeye yayılmaması politikasını sürdürüyor.

İran, 1 Nisan'da Şam'daki konsolosluk ek binasına düzenlediği ölümcül hava saldırısı nedeniyle İsrail'i ay başından bu yana misilleme yapmakla tehdit etmişti. Beklenen saldırı 13 Nisan Cumartesi günü gece yarısı 300'ün üzerinde İHA, seyir füzesi ve balistik füzeyle düzenlendi. İsrail ordusu da bunların yüzde 99'unun engellendiğini açıkladı.

İran ile yaklaşık 535 kilometrelik bir sınırı olan, Suriye iç savaşı nedeniyle göç ve terör gibi farklı sorunlarla hâlâ mücadele eden Ankara, Gazze'deki çatışmaların bölgeyi daha yüksek bir gerilime sürüklemesini istemiyor ve politikasını da bu eksen etrafında örüyor.

Bölgedeki tansiyon daha da tırmanır mı?

7 Ekim'den bu yana devam eden çatışma ortamının tüm bölgeye yayılıp yayılmayacağı tartışılıyor. İran'ın misillemesinin ardından içlerinde Türkiye'nin de olduğu bazı ülkeler tansiyonu düşürme çağrısı yaptı.

İran hafta sonu İHA ve seyir füzeleri ile İsrail'e saldırılar düzenledi
İran hafta sonu İHA ve seyir füzeleri ile İsrail'e saldırılar düzenledi Fotoğraf: Amir Cohen/REUTERS

İran'ın son misillemesinin "bir koreografi içinde" yapıldığına dair çok sayıda işaret bulunduğunu belirten dış politika uzmanı Soli Özel, saldırının yapılacağının günler önceden ilan edilmesi ve komşu ülkelere bildirilmesi gibi gelişmelere dikkat çekiyor.

"Bu şekilde olayın bir sembolik anlamın ötesine geçmesini engelleyecek bir çerçeve oluşturulduğundan şüphe yok" diyen Özel, böylelikle bazı Arap ülkeleri, ABD, İngiltere gibi ülkelerin katkılarıyla İsrail'in bu saldırı karşısında kendini savunabilmesinin sağlandığını belirtiyor:

"İsrail belki tek başına bu saldırıyla başa da çıkamayabilirdi. Demek ki ortada yüksek bir koordinasyonla gerçekleştirilmiş olan bir müsamere olduğunu söyleyebiliriz."

Peki şimdilik sınırlı tutulan bu saldırıların arkası gelir ve bölgesel bir çatışma ortamına girilir mi?

Özel, bu ihtimalin "yoka yakın derecede zayıfladığı" öngörüsünde bulunarak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun istese bile ülkesini İran'ın ağır bir misillemeyle cevap vereceği bir harekata sokabileceğini düşünmüyor. Özel, "Böyle yaparsa Bibi (Netenyahu) ABD-İsrail ilişkilerini koparmaya kadar gidecek bir risk almış olur. Onu da ona yaptıracaklarını doğrusunu isterseniz sanmıyorum" diyor.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Direktörü John Kirby de NBC televizyonuna yaptığı son açıklamada, "Biz gerilimin tırmandığını görmek istemiyoruz. İran'la daha geniş çaplı bir savaş arayışında değiliz" şeklinde konuştu.

Ankara'dan taraflara itidal telkini

İran'ın Ramazan Bayramı tatili sırasında gerçekleştirdiği saldırıyla gözler bir taraftan da Ankara'nın nasıl bir tutum alacağına çevrilmişti.

Türkiye'nin resmi tutumuna dair açıklamanın misillemenin hemen ardından değil Pazar günü öğleden sonra gelmesi de konuşuldu. 

Ancak Türk diplomatik kaynakların verdiği bilgiyi göre İran'ın saldırısı Ankara için sürpriz olmadı. "İhtimallerden haberdar olduklarını" belirten bir yetkili, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın geçen hafta hem İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan hem de ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken ile görüşmelerinde bu konunun da gündemde olduğuna dikkat çekti.

İran tarafının "olasılıklar" konusunda Ankara'ya önden bilgi verdiğini belirten kaynaklar, bu nedenle Blinken ile görüşme sırasında muhtemel gelişmelerin gündeme geldiğini ve ABD tarafının İran'ın tepkisinin "belirli sınırlar içinde kalması gerektiğini" Ankara aracılığıyla Tahran'a ilettiğini kaydediyor. 

Eski diplomat, TEPAV Dış Politika Program Direktörü Gülru Gezer de Türkiye'nin savaşın başından bu yana çatışmaların bölgeye yayılmaması ve ateşkes ilan edilmesi için gerek ikili gerekse BM gibi çoklu platformlarda yoğun bir diplomasi yürüttüğünü söyleyerek bu artan gerilimin tüm bölgeye ve Türkiye'ye olumsuz tesirleri olduğunu belirtiyor.

Bu arada İran'ın açıklamasına göre sadece Türkiye değil Ürdün, Irak, Katar gibi bölge ülkeleri de misilleme ile ilgili önceden bilgilendirilmişti.

Saldırının ertesi saatlerinde de Fidan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile bir kez daha yaptığı telefon görüşmesinde misillemenin ardından bölgede daha fazla tırmanma olmasını istemediklerini söyleyerek gerilimi artıracak adımların sona ermesi telkininde bulundu.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Fotoğraf: DHA

Türk diplomatik kaynaklara göre Abdullahiyan ise İsrail'e karşı misilleme operasyonunun sona erdiğini, İran'ın saldırıya uğramadığı takdirde yeni bir harekata girişmeyeceğini ancak yeni bir saldırıya uğraması halinde İran'ın bu defa daha güçlü bir karşılık vereceğini belirtti.

Gezer, Ankara'nın taraflara "itidal" telkin etmesinin son derece doğal olduğunu belirterek olası riskleri şöyle aktarıyor:

"Türkiye'nin diğer ülkelerden farklı olarak, yani bazı bölge ülkelerinden farklı olarak, İran ile uzun bir sınırı var. Dolayısıyla İran'da olası bir istikrarsızlığın bizim üzerimizde göç başta olmak üzere yaratacağı olumsuz etkiler tabii ki çok daha farklı diğer ülkelere kıyasla. Biz bunu maalesef Suriye ve Irak'taki savaşlarla tecrübe ettik."

Gezer'in dikkat çektiği bir başka risk ise terör örgütlerinin gerilim ortamından beslenmesi.

"Nitekim Aralık sonunda PKK'nın TSK'ya yönelik terör eylemleri, ondan sonra içerideki bazı terör eylemleri bu bölgenin istikrarsızlığının da aslında etkisiydi" diyen Gezer, bu nedenle Ankara'nın bölgede gerginliğin tırmandırılması değil, çatışmaların, gerilimin azaltılması yönünde izlediği diplomasiyi bundan sonra da sürdüreceğini düşünüyor.

Soli Özel ise Ankara'nın çok fazla bir hareket alanı olmadığını söyleyerek "Türkiye'nin olup bitenlerle ilgili çok da büyük bir gücü ya da ikna ettiği bir taraf olabildiğini açıkçası pek sanmıyorum" diyor.

Bu arada Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yıllardır beklediği ABD Başkanı Joe Biden ile görüşmesinin 9 Mayıs'ta gerçekleşeceğini hatırlatarak bu önemli görüşme öncesinde takınılan tutumda her zamankinden daha dikkatli olunacağı ve belli parametrelerin dışına çıkılmayacağı yorumu da yapıyor.

İsrail üzerinde etkisi olan ülkelere çağrı

Türkiye'den yapılan Dışişleri Bakanlığı açıklamasında İran ve İsrail üzerinde etkisi olan Batılı ülkelere gerilimi tırmandırmaya son verilmesi mesajı verilmesi de Ankara'nın politikasının bir başka unsuru olarak görülüyor.

Gezer, Ramazan Bayramı boyunca Amerikalıların hem CIA üzerinden MİT Başkanı İbrahim Kalın'a hem de ABD Dışişleri Bakanı ile Hakan Fidan'a mesaj verdiği, bu çerçevede İran'a mesaj ulaştırılması, aynı şekilde İran'dan da ABD'ye mesaj ulaştırılması gibi bir trafiğin söz konusu olduğunu anımsatarak şöyle konuşuyor:

"Türkiye'nin burada önemli bir rol üstlendiğini anlıyoruz. Ama burada benim daha da önemle üzerinde durulması gerektiğini düşündüğüm husus, İran'a mesaj vermektense, ABD'nın İsrail üzerinde ve Batı'nın İsrail üzerindeki baskısını arttırması olmalı. Neticede 1 Nisan'da İsrail o saldırıyı gerçekleştirmemiş olmasaydı İran da bu şekilde mukabele etmeyecekti."

Dışişleri Bakanlığı açıklamasında "Tarafların karşılıklı beklenti ve mesajları da ülkemiz üzerinden iletilmiş, tepkilerin orantılı olması yönünde gerekli girişimler yapılmıştır. İranlı yetkililere ve İsrail üzerinde etkisi olan Batılı ülkelere, tırmanmaya son verilmesi yönündeki mesajlarımızı açık biçimde aktarmaktayız" denilmişti.

DW Türkçe'ye sansürsüz nasıl ulaşabilirim? 

DW-Korrespondentin Gülsen Solaker
Gülsen Solaker Dış politika ve iç siyasi gelişmeler ağırlıklı olarak 1997’den beri çalışan gazeteci.